WSJ: Trump Yönetimi, Hürmüz Boğazı’nın Kapalı Kalması Durumunda Bile İran’a Yönelik Saldırıları Sonlandırmaya Hazır
ABD'nin eski yönetimi döneminde yaşanan İran gerginliğiyle ilgili dikkat çekici bir iddia ortaya atıldı. The Wall Street Journal'ın (WSJ) ABD'li yetkililere dayandırdığı habere göre, eski Başkan Donald Trump ve ekibi, Hürmüz Boğazı'nın derhal yeniden açılmasına yönelik askeri bir operasyonun çatışmaları uzatacağı değerlendirmesini yaptı. Bu nedenle, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalması durumunda dahi İran'a yönelik saldırıları sonlandırmaya hazır oldukları öne sürüldü.
Haberde, ABD yönetiminin askeri operasyon yerine, İran'ın deniz ve füze kapasitesini zayıflatmayı hedeflediği belirtiliyor. Bu stratejiye paralel olarak, Tahran yönetimi üzerinde diplomatik baskı uygulamayı da planladıkları ifade ediliyor. Diplomatik çabaların sonuçsuz kalması durumunda ise Washington yönetiminin, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için Avrupa ve Körfez müttefiklerinin öncülük etmesini beklediği kaydediliyor.
İran ile ABD ve müttefikleri arasındaki gerginlik, Şubat ayında tırmanmıştı. İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik askeri saldırıları sonrası, İran Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı'nı ABD-İsrail ve müttefikleriyle bağlantılı gemilerin geçişine kapatmıştı. Bu gelişme, bölgedeki tansiyonu daha da yükseltmişti.
Söz konusu dönemde, Tahran ile Washington arasında müzakereler devam ederken, 28 Şubat'ta İran'a yönelik askeri saldırılar başlamıştı. İran da bu saldırılara, İsrail'in yanı sıra ABD üslerinin bulunduğu Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn başta olmak üzere bazı bölge ülkelerinde belirlediği hedeflere saldırılarla karşılık vermişti. Bu karşılıklı saldırılarda, dönemin İran lideri Ali Hamaney'in yanı sıra çok sayıda üst düzey yetkilinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.
Bu iddialar, Trump yönetiminin İran politikasının karmaşıklığını ve bölgedeki stratejik hesaplaşmaları bir kez daha gözler önüne seriyor. Haberde yer alan bilgiler, ABD'nin İran'a yönelik yaklaşımının, askeri müdahaleden ziyade, caydırıcılık ve diplomatik baskı üzerine kurulu olduğunu gösteriyor. Ancak, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda, müttefiklerin devreye girmesi beklentisi, bölgedeki istikrarsızlığın devam etme riskini de beraberinde getiriyor.