2001 Yılında İstanbul’u Sarsan Dehşet: Kesik Baş Cinayeti
28 Nisan 2001, İstanbul için güneşli bir cumartesiydi. Ancak öğle saatlerinde polis telsizinden gelen bir anons, şehrin gündelik telaşını kan donduran bir olayın başlangıcına dönüştürdü. Haber Merkezi'nden gelen anons, Şişli'de bir kadın cesedi ihbarı olduğunu bildiriyordu. Olay yerine intikal eden polis ekipleri, metal bir el arabasına yerleştirilmiş, defalarca bıçaklanarak öldürülmüş bir kadın cesediyle karşılaştı. Dehşetin boyutu, cesedin başının olmamasıyla daha da arttı.
Olay yerine hızla Olay Yeri İnceleme ekipleri ve Cinayet Büro Amirliği dedektifleri sevk edildi. İlk incelemelerde, kadının ayak parmaklarında kırmızı, ellerinde ise pembe oje olduğu tespit edildi. Ancak kimlik belirleme çalışmaları sonuçsuz kaldı.
Soruşturma devam ederken, 2 Mayıs 2001'de Bakırköy Sahili'nde denize vurmuş bir kesik baş bulunduğu ihbarı geldi. Olay yerine gidenler arasında, yıllar sonra bu vahşi cinayeti çözmede önemli rol oynayacak olan Kayıplar Masası'nda görevli Eşref Şahin de vardı. Emekli polis memuru Şahin, o anları şöyle anlattı: "Olay yerine gittiğimizde, denizin içindeki taşların arasına sıkışmış bir kesik başla karşılaştık."
Bu korkunç cinayet, İstanbul'un ortasında işlenmiş ve kısa sürede çözülmesi gereken karmaşık bir dosya olarak tarihe geçti. Cinayet Büro ekipleri, hem faili bulmak hem de kimlik tespitini yapmak için geniş çaplı bir soruşturma başlattı. Bu olay, o dönemde Kayıplar Masası'nın yetersiz imkanlarına rağmen, adaletin tecelli etmesi için verilen mücadelenin önemli bir örneği olarak hafızalara kazındı.