09 Şubat 2026 Pazartesi
Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi gören 18 günlük bir bebek, ileri tetkik ve tedavi gerekliliği nedeniyle Ankara Etlik Şehir Hastanesi’ne sevk edildi. Minik yavru için sağlık ekipleri adeta seferber oldu. Bebeğin sağlık durumu, uzman doktorlar tarafından yapılan değerlendirmeler sonucunda, Ankara’da daha kapsamlı bir tedavi sürecine ihtiyaç duyulmasına karar verilmesiyle yeni bir boyut kazandı.
Sevk kararı sonrası zamanla yarış başladı. Bebek, Tokat’tan Ankara’ya güvenli bir şekilde nakledilmesi için gerekli tüm önlemler alındı. İlk olarak, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi’nden ambulansla Tokat Havalimanı’na getirildi. Burada hazır bekleyen sağlık ekipleri, bebeği özenle ambulans uçağa taşıdı. Havalimanında gerçekleştirilen bu titiz çalışma, bebeğin sağlığının korunması ve nakil sürecinin en kısa sürede tamamlanması amacıyla büyük bir özenle yürütüldü.
Ambulans uçak, bebeği Ankara’ya ulaştırmak üzere havalandı. Havada geçen süre boyunca da bebeğin hayati fonksiyonları sürekli olarak kontrol altında tutuldu. Ankara’ya varışın ardından bebek, ambulansla Etlik Şehir Hastanesi’ne nakledildi. Hastane yetkilileri, bebeğin sağlık durumuyla ilgili gelişmeleri yakından takip ettiklerini ve gerekli tüm tıbbi desteği sağlayacaklarını belirtti. Bu süreçte, bebeğin ailesine de moral desteği verildiği öğrenildi.
Bu tür acil durumlarda, sağlık ekiplerinin koordineli çalışması ve hızlı müdahalesi hayati önem taşıyor. Bebeklerin sağlığı için zamanla yarışılan bu tür olaylarda, devletin ve sağlık çalışanlarının gösterdiği özveri takdire şayan. Bebeğin Ankara’daki tedavisinin başarılı bir şekilde sonuçlanması ve sağlığına kavuşması en büyük temennimiz. Sağlık Bakanlığı ve ilgili birimler, benzer durumların yaşanmaması ve yaşandığında en hızlı şekilde müdahale edilebilmesi için çalışmalarına devam ediyor. Kaynak: TRT Haber [https://www.trthaber.com/haber/saglik/18-gunluk-bebek-icin-ekipler-seferber-oldu-942273.html]
Eski Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) yolsuzluk davasının 6. haftasında ilk kez hakim karşısına çıktı. Güney hakkındaki iddianame, yargılama devam ederken tamamlanmış ve mahkemece İBB davasının ek iddianamesi olarak kabul edilmişti. Bu kabulle birlikte dava, bir çatı davaya dönüşmüş durumda. Devam eden soruşturmalarda düzenlenecek iddianamelerin de davayla birleştirilmesi bekleniyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, İnan Güney’in yanı sıra Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, ablası Sabriye Akkaya, eniştesi İsmail Akkaya, şoförü Deniz Göleli ve koruması Veysel Eren Güven de yer alıyor. Sanıklar hakkında “Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Yardım Etme” ve “Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık” suçlarından ayrı ayrı 12 yıl 8 aydan 35 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.
İddianame, İBB yolsuzluk davasıyla birleştirilmesi talebiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti. Mahkeme, bu talebi kabul etti ve İnan Güney de İBB dosyası kapsamında hakim karşısına çıktı. Mahkeme, tensip zaptında İnan Güney, İsmail Akkaya ve Seyhan Özcan’ın tutukluluk hallerinin devamına, diğer tutuksuz sanıkların ise adli kontrol tedbirlerinin devamına karar verdi.
Bu arada, Tunceli’de kayıp üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturması kapsamında gözaltına alınan 9 şüpheliden 7’si adliyeye sevk edildi.
Davanın Kapsamı ve Önemi
İBB yolsuzluk davası, İstanbul’un gündemini uzun süredir meşgul ediyor. İnan Güney’in de dahil olmasıyla birlikte dava daha da genişledi ve kamuoyunun dikkatini çekti. İddianamede yer alan suçlamalar, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Davanın seyrini ve sonuçlarını yakından takip etmek, şeffaflık ve hesap verebilirlik açısından büyük önem taşıyor. Dava süreci boyunca elde edilecek yeni bilgiler ve deliller, adaletin tecellisi için kritik olacak.
Soruşturmaların Birleştirilmesi
Devam eden soruşturmaların İBB davasıyla birleştirilmesi, sürecin daha kapsamlı bir şekilde yürütülmesini sağlayacak. Bu durum, delillerin daha etkin bir şekilde değerlendirilmesine ve suçlamaların daha detaylı incelenmesine olanak tanıyacak. Birleştirme kararları, yargılamanın etkinliğini artırırken, adaletin tecelli etmesi için de önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.
Eski Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) yolsuzluk davasının 6. haftasında bugün ilk kez hakim karşısına çıktı. Güney hakkındaki iddianame, yargılama devam ederken tamamlanmış ve mahkemece İBB davasının ek iddianamesi olarak kabul edilmişti. Bu kabulle birlikte İBB davası, bir çatı davaya dönüşmüş durumda. Devam eden soruşturmalarda düzenlenecek yeni iddianamelerin de bu davayla birleştirilmesi bekleniyor.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, İnan Güney’in yanı sıra Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, ablası Sabriye Akkaya, eniştesi İsmail Akkaya, şoförü Deniz Göleli ve koruması Veysel Eren Güven yer alıyor. Sanıklar hakkında “Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Yardım Etme” ve “Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Zararına Dolandırıcılık” suçlarından ayrı ayrı 12 yıl 8 aydan 35 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.
Hazırlanan iddianame, İBB yolsuzluk davasıyla birleştirilmesi talebiyle İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmişti. Mahkeme, bu birleştirme talebini kabul etti. Bu kararla birlikte İnan Güney de İBB dosyası kapsamında hakim karşısına çıktı. Mahkeme, tensip zaptında İnan Güney, İsmail Akkaya ve Seyhan Özcan’ın tutukluluk halinin devamına, diğer tutuksuz sanıkların ise adli kontrol tedbirlerinin devamına karar verdi.
Dava süreci devam ederken, Tunceli’de kayıp olan üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturması kapsamında gözaltına alınan 9 şüpheliden 7’si adliyeye sevk edildi. Bu gelişme, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. İnan Güney’in yargılandığı dava ile Gülistan Doku soruşturması arasında doğrudan bir bağlantı bulunmamakla birlikte, her iki olay da Türkiye gündemini meşgul etmeye devam ediyor.
İBB yolsuzluk davası, İstanbul’da uzun süredir devam eden ve kamuoyunda yakından takip edilen önemli bir yargılama süreci. Davanın çatı davaya dönüşmesiyle birlikte, soruşturmaların kapsamının genişlemesi ve daha fazla kişinin yargılanması da gündeme gelebilir. Gelişmeler, kamuoyu tarafından merakla bekleniyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı ticari gemilere kapattığını duyurması ve yaklaşan gemileri hedef alacağını açıklaması, enerji piyasalarında büyük bir dalgalanmaya neden oldu. Bu gelişmelerin ardından petrol fiyatları hızla yükseldi. TRT Haber’in haberine göre, Brent petrol vadeli işlemleri yüzde 4,74 artışla varil başına 94,66 dolara, Batı Teksas türü ham petrol (WTI) ise yüzde 5,6 yükselişle 88,55 dolara ulaştı.
Hürmüz Boğazı, dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) sevkiyatının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği kritik bir geçiş noktası. Bu nedenle boğazdaki belirsizlik, küresel enerji piyasalarında ciddi endişelere yol açtı. ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan gerilim, Tahran yönetimini boğazdaki sevkiyatları hedef alma tehdidinde bulunmaya itti.
ABD Başkanı Trump, pazartesi günü müzakereler için bir ABD heyetinin Pakistan’da olacağını duyurdu. Ancak İran devlet medyası, Tahran’ın şu an için görüşmelere katılma planı olmadığını bildirdi. İranlı yetkililer henüz resmi tutumlarını netleştirmedi.
Finansal hizmetler firması MST Marquee analisti Saul Kavonic, petrol piyasalarının sahadaki gerçeklerden ziyade tarafların sosyal medya paylaşımlarına tepki verdiğini belirtti. Kavonic, yaşananları “Hürmüz Boğazı’nda gerçek zamanlı olarak yürütülen fiziksel müzakerelerin bir parçası” olarak değerlendirdi.
İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin deniz ablukasını gerekçe göstererek boğazın tekrar kapatıldığını teyit etti. Tahran yönetimi, ABD deniz ablukası sonlandırılana kadar boğazın kapalı kalacağını duyururken, Trump ise ablukanın anlaşma sağlanana kadar devam edeceğini vurguladı.
Enerji fiyatları, İran ile yaşanan savaşın başlangıcından bu yana yüksek volatilite sergiliyor. Çatışma öncesi varil başına 70 doların altında işlem gören Brent petrol, 9 Mart’ta 120 dolara kadar yükselmişti. Asya bölgesi, enerji ihtiyacının büyük bir bölümünü Hürmüz Boğazı üzerinden karşıladığı için krizden en çok etkilenen bölge konumunda. Bölgedeki hükümetler, enerji tasarrufu sağlamak amacıyla uzaktan çalışma, çalışma saatlerinin kısaltılması ve üniversitelerin erken kapatılması gibi önlemler alıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, Avrupa’nın yaklaşık altı haftalık uçak yakıtı stoğuna sahip olduğunu ve sevkiyatların engellenmeye devam etmesi durumunda uçuş iptallerinin başlayabileceğini belirtti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’daki okul saldırılarının ardından sosyal medyada tehdit içerikli paylaşımlar yapan 25 şüpheli hakkında gözaltı kararı verdi. Açıklamada, şüphelilerin “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlarından soruşturulduğu belirtildi. Şüphelilerden 13’ünün 18 yaşından küçük olduğu ve 20’sinin İstanbul dışında ikamet ettiği öğrenildi.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, okullarda saldırı içerikli paylaşımlarda bulunan sosyal medya hesapları hakkında araştırma raporları hazırladı. Bu raporlar doğrultusunda, şüphelilerin kimlikleri tespit edilerek gözaltı kararları alındı. Soruşturma kapsamında, şüphelilerin paylaşımlarının içeriği, hangi amaçla yapıldığı ve ne gibi etkiler yarattığına dair detaylı incelemeler yapılıyor.
Bu gelişmeler yaşanırken, Zonguldak’ın Devrek ilçesinde meydana gelen bir trafik kazası da gündeme geldi. Yaya geçidine yakın bir bölgede yolun karşısına geçmeye çalışan 19 yaşındaki Aysu Öksüz, bir kamyonun çarpması sonucu hayatını kaybetti. Kaza anı, güvenlik kameraları tarafından kaydedildi. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Sosyal Medya ve Tehdit İçerikli Paylaşımların Yasal Boyutu
Sosyal medya platformları, günümüzde bilgi paylaşımı ve iletişim için önemli bir araç haline gelmiş olsa da, bu platformların kötüye kullanımı ciddi sonuçlar doğurabiliyor. Özellikle okul gibi hassas konularda yapılan tehdit içerikli paylaşımlar, toplumda korku ve panik yaratma potansiyeli taşıyor. Türk Ceza Kanunu’nda, bu tür paylaşımlar “halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” gibi suçlar kapsamında değerlendiriliyor.
Yetkililer, sosyal medyada yapılan paylaşımları yakından takip ederek, suç unsuru taşıyan içeriklere karşı hızlı ve etkili bir şekilde harekete geçiyor. Bu tür paylaşımlarda bulunan kişilerin tespit edilmesi ve yargı önüne çıkarılması, toplumun güvenliğini sağlamak adına büyük önem taşıyor. Özellikle gençlerin sosyal medya kullanımında daha bilinçli olması ve yasalara aykırı paylaşımlardan kaçınması gerekiyor.
Kaynak: Habertürk